ORDOS

AnasayfaNevzat Öntaş Dağ EviÇelik ÇomakGeçmişe ÖzlemHaberlerFotoğraf GalerileriFaydalı BilgilerSSSİletişim Giriş

Çelik Çomak Şenliği

27/11/2005

Günümüz kent koşullarında yoğun iş telaşı, çoluk-çoluk ve geçim derdiyle uğraşırken bazı değerlerimizi hızla kaybetmiyor muyuz?

Zaman zaman eski mahallemizi, oradaki dostluğu, annelerimiz defalarca çağırana kadar oynadığımız oyunları özlemiyor muyuz?

Bilgisayarda oyun oynayan veya televizyondan gözlerini ayırmayan çocuğumuza baktığımızda "nasıl kurtarırım onu buradan" düşüncesi hepimizde yok mu?

İşte bu düşünceler bizi aşağıda ayrıntılarını okuyacağınız şenliği yapmaya teşvik etti. ORDOS dağcılığın yanı sıra bir arama kurtarma derneğiydi ve sonuçta bu da bir çeşit kurtarma değil miydi!?

Çelik Çomak Şenliği'nin İlk Günü

Serdar Gülsöken

Aynı zamanda akademik üyeleri olduğumuz ORDOS adına, Çelik Çomak Şenliği gibi bir organizasyonu düzenledikleri için gençlere tüm içtenliğimizle teşekkür ediyoruz;

  • Günümüz koşullarında böylesi bir işi başarıp bunca insanı bir araya getirdikleri için,
  • Çocuklara başka türlü bir yaşam olduğunu da gösterdikleri için,
  • Orta yaş ve üstündekileri bir günlüğüne de olsa geçmiş günlere döndürdükleri için.
Bize söz verin çocuklar bunu her sene tekrarlayalım...

Prof. Dr.İnci Gökmen,
Prof. Dr. Ali Gökmen
ODTÜ Kimya Fakültesi

3 Haziran 2001 Pazar sabahı, otobüsler ve kendi araçlarıyla Işık Dağı yakınındaki Salın Yaylası'nda çok sayıda insanı bir araya getirmiştik. Yola çıkmadan dağıttığımız küçük broşürde mendil kapmacadan topaç çevirmeye, yağ satarımdan, yakantopa oynanacak oyunlar ve kurallarını miniklere tanıtmış, büyüklere hatırlatmıştık.

Tam anlamıyla 7'den 70'e denilebilecek grubumuzda, kimileri oyunların tümünü bilmenin ve hepsine katılmanın iddiasındaydı, kimileri ise "saksıda geçmiş" tabir ettiğimiz bir çocukluğun etkisiyle çekingen duruyordu. Kısacık bir yerleşme molasından sonra ilk oyunumuz olan yakantop'un takım kadroları okundu. Gelirken araçlarda oyunlara göre katılımcıları belirlediğimizden kızlı-erkekli, çocuklu-büyüklü eşit takımlar yapmak zor olmamıştı. Bir grup 2 ayrı sahada oynanan yakan topa devam ederken, başka bir grup da 5'erden oynanan minyatür futbola başlamıştı bile! Kurallar eskinin aynısıydı; 3 korner 1 penaltı, bel üstü gol yok ve tabii ki atan alır! Tüm bunlar olurken, geçmişin ip atlama uzmanı anneler boylarına yaklaşmış çocuklarıyla "otur da kalk, sigaranı yak, keyfine bak" nidalarıyla havalarda uçmaya başlamışlardı.

Bir arkadaşımızın bin bir uğraşıyla yaptığı bir zamanların kazı-kazanı olan "şans-talih-kader-kısmet"in beklenenin çok üstünde ilgi görmesiyle oyunlar kısa bir süre sekteye uğradıysa da büyük hediye olan ORDOS baskılı kazağın minik bir talihliye çıkmasıyla ilgi azaldı. Misket şıkırtılarının geldiği köşede ise ustalar parmaklarını konuşturmaya başlamıştı, müselles (üçgen)'in içine herkes payını dikip çizgiye doğru açıldığında vakit öğleyi bulmuştu, günün yaşça da çocukları olanlar şaşkınlıkla bir oraya bir buraya koşuyor, her oyunu öğrenmek, hepsine katılmak istiyorlardı ama "istop her şey benden" ile "apu-tapu her şey benden" arasındaki farkı da bir türlü anlayamıyorlardı!..

Hiçbir zaman mahallede gecelere kadar oyun oynayan bir çocukluk/gençlik dönemi geçirmedim. Bunun nedeni önce orta okullara, sonrasında üniversite sınavlarına hazırlık kursları, okulda da yoğun ders temposuydu belki, belki de sıkça ev taşınmalarının verdiği yeni çocuk olmanın çekingenliği...

Bunun acısı zaman zaman içimi sızlatır dururdu, Ordos'un Çelik Çomak şenliği duyurusu geldiğinde doğrusu hem sevindim hem de birazcık korktum; Çünkü açıklama kısmında yazan oyunların bir kısmını biliyordum, diğerlerini ise duymuştum ama hiç oynamamıştım. Fakat o güneşli Haziran sabahı Salın Yaylasına vardığımızda korkum tamamıyla geçmişti.

Sanki 11-12 yaşındaydım, yakan topta en son vurulanlar arasındaydım, ip atlamada ise hiç fena değildim doğrusu, birdirbirin pek bana göre olmadığını 8'lerde anladıysam da yeni öğrendiğim uzun eşşek'te! kazanan takımın bir üyesiydim.

O yıldan beri şenliği hiç kaçırmadığım gibi ta İzmir'lerden annemi bile getiriyorum zaman zaman...

Işıl Tokcan, Avukat

Yağ satarım, dalya ve çivili tahtadaki maçlar tüm hızıyla devam ederken kimse yemek yemekle vakit kaybetmek istemiyordu, bu kadar insan piknikteydi ve ortada mangal yoktu, bu nasıl piknikti canım! Oyunlarda yanan ya da sırasını bekleyen hızla koşturup sepetinden ağzına iki dolma atıp tekrar yerini alıyordu. Bazıları her zamanki piknik adamı tavrıyla "Hanım, börekleri çıkartsan da yesek" dese de ebelerin bacakları arasında gerili lastiğe çift ayağıyla sertçe zıplayan eşinden aldığı yanıt şöyle oluyordu:"Böreklerle kuru köfte sırt çantasında, git kendin al!".

Öğleden sonra 16'şar kişiden oluşan halat çekme takımları, "aldım-verdim" sonucu belirlendi ve minik bir derenin iki yakasında yerlerini aldı. Düdükle birlikte herkes olanca gücüyle halata asılmaya başladı ama daha güçlü görünen takım nedense diğerlerini yerinden kımıldatamıyordu. İşin tuhafı diğer takım pek de kuvvet harcamıyor gibiydi. Bir süre sonra gerçek anlaşıldı; güçsüz takımın uyanıkları, halatın ucunu arkalarındaki kocaman ağaca bağlamışlardı! Mızıkçıların azarlanmasından sonra oyun tekrar başladı ve favoriler kazandı. Dereye dökülen düşmanın! cezası rakibi en yakın tepeye kadar sırtta taşımaktı.

Doçentlik sınavlarına hazırlandığım o günlerde evimize yakın dostlarımızdan gelen bir iletiyi doğrusu hiç önemsememiştim. Sabahlara kadar ders çalışıyordum, bırakın şenliğe katılmayı 4 yaşındaki kızıma bile doğru dürüst zaman ayıramıyordum, evdekiler pizza yemekten İtalyanca konuşmaya başlamak üzereydiler.

Ancak eşimin ısrarı ve biraz olsun rahatlayabileceğim düşüncesiyle cumartesi geç saate kadar ders çalıştığım için Pazar öğleye doğru şenlik yerine gittik.

Tanrım ne büyük hataymış sabahtan gelmemek, önceki şenliklere katılmamak ve ben ne güzel lastik oynarmışım zamanında!

Doç. Dr. Suzan Özer
Hacettepe Üniversitesi Psikiyatri Bölümü

Birdirbir günün en ilgi çeken oyunlarından biriydi, fakat dokuzum durak'dan sonrasını beceren çok fazla babayiğit çıkmayınca eski kuralların birazcık dışına çıkıldı. Hemen ötedeki ağaçların altında körebe oynayan minikler, kendilerini yakalamak isteyen anne-babalarına usta vücut çalımları atarken yanlarındaki düz zeminde geçmişin topaç ustaları, öğrencilerine işin inceliklerini bıkmadan anlattılar.

Dönüş saati geldiğinde kimse oyuna doymamıştı. Otobüsteki son sürpriz ise bir zamanların eşsiz tadı leblebi tozuydu.

10 yaşındaki kızım, bunca emekle hazırlanmış tuzlu ve şekerli bu tadı fazla sevmese de şu cümlesi pek çok şeyi anlatıyordu:

"Baba tüm bu oyunları oynar mıydınız gerçekten? Ben de o zamanlarda yaşamak isterdim..."

Katılan herkes, şenliğin tekrarı için bir sene beklemek istemediklerini söylerken ben hala, "chat, barbi, tv" müsellesinin dışına çıkamayan çocuklarımız için başka ne yapabiliriz diye düşünmekteydim...

İşyerimdeki posta kutuma ORDOS'lu dostlar tarafından gönderilen "Çelik Çomak Şenliği" duyurusu geldiğinde nasıl heyecanlandım anlatamam. Ben ki geçmişin misket ustası bunu çocuklarıma bir türlü anlatamamışım, işte fırsat karşımda duruyordu! O sabahı eşimle beraber zor ettik, sabah erkenden nevaleyi piknik sepetine doldurup hareket noktası olan Tunus Caddesine ulaştık. Kalabalık inanılmazdı, herkesin gözlerinde farklı bir heyecan; kimileri benim gibi yıllardır beklediği fırsatın karşısına çıktığını düşünüyor, kimileri ise duyuruda anlatılan oyunların bir çoğunu ilk defa duymanın merakıyla sabırsızlanıyordu. Çocukların soruları ise bir türlü bitmek bilmiyordu. Sonunda otobüsler hareket etti, Yolda dağıtılan oyunların açıklamaları bir kısım meraklıyı biraz rahatlattıysa da çoğunun heyecanı daha da artmıştı.

Göl kenarında harika bir yer olan şenlik alanına vardığımızda saat 9'u biraz geçmişti. Organizasyon oldukça iyiydi ve oyunlar vakit geçirmeden başladı. Eşim çocukları unutup lastik oyunundaki maharetini gösterirken ben minyatür futbolda Maradona'ya taş çıkarırcasına çalımlarımı atıyordum. Devrede iki oğlumun da 5'er penaltı yarışmasında yarı finale kaldığını görünce bayağı gururlandım doğrusu. Akşama kadar her oyuna katılmak istediğim halde Çelik Çomak, Minyatür Futbol ve Misketin dışında biraz da Yakantop oynamaya ancak vakit bulabilmiştim.

Dönüş yolunda onca yorgunluğa rağmen ağrıyan bacaklarım değil eski günleri özlemenin sızısıydı galiba beni uyutmayan...

Mahmut Altıntaş, Fotoğraf Stüdyosu Sahibi

Not

ORDOS'un Çelik Çomak Şenliği'nden sonra başka grupların da benzerlerini düzenlemesi sanılanın aksine bizi sevindirmektedir. Bu tür şenliklerin çoğalması için istenecek her türlü yardıma seve seve hazır olduğumuzu buradan tekrarlayabiliriz. 2001'den sonra her yıl düzenli olarak yapılan şenliğimiz 2005 yılında - bu yazının başlangıç cümlesindeki nedenlerle - yapılamamış olsa da 2006'da öncekilerden daha güzelini yapma yolunda çalışmalar başlamıştır.

İlgili Bağlantılar

Anasayfa

Nevzat Öntaş Dağ Evi

Çelik Çomak Şenliği

Geçmişe Özlem Partisi

Haberler

Faydalı Bilgiler

Sıkça Sorulan Sorular

Fotoğraf Galerileri

Üyeler

İletişim


Warning: file_put_contents(debug.log): failed to open stream: Permission denied in /home/teknjzlk/public_html/ordos.org.tr/cms.php on line 77